http://www.avantajlialisveris.com/

Dünya Nüfusunun Tarihsel Süreçteki Gelişimi

Dünya Nüfusunun Tarihsel Süreçteki Gelişimi
NÜFUS ARTIŞI
Sayımlar kısmında açıklandığı gibi, bugün bile yeryüzünün bazı yerlerinin nüfuslarına ilişkin bilgilerimiz azdır. Geriye doğru gidildikçe, doğal olarak, dünya nüfusu hakkında bilgi edinmek çok güçleşmekte, ancak eski kaynaklardan dolaylı olarak bilgiler edinmek mümkün olabilmektedir. Geçmişte özellikle Avrupa ve Amerika'da dağınık bir-iki yerleşme alanı dışında çok az nüfusun bulunduğu, buna karşın Asya'da, çoğu Hindistan ve Çin'de önemli miktarda nüfusa sahip yerleşme yerlerinin varolduğu bu tür bilgiler arasındadır.
Öte yandan, eski Yunan gezginlerinin Nil ve Fırat boylarındaki yoğun nüfus toplulukları hakkında verdikleri bilgiler de eski devirlerdeki nüfus dağılışına ışık tutmaktadır.Eski devirlerde yeryüzü nüfusuna ilişkin bilgilerin başında Roma İmparatorluğu'nunkiler gelir.
Hıristiyanlığın başlarında (M.S. 30) Roma İmparatorluğu'nun nüfusunun, esirler dahil, 55 milyon olduğu bilinmektedir. Bu devrede dünya nüfusuna ilişkin tahminler de yapılmıştır. Roma İmparatorluğu'nun Avrupa kıtasındaki 23 milyon tutarındaki nüfusu dışında 10 milyon daha nüfus varolduğu fikrinden hareket edilerek o devrede Avrupa nüfusunun 35 milyon dolayında olduğu sanılmaktadır.
Afrika için yapılan tahmin de yine Roma İmparatorlu-ğu'nun nüfusuna dayandırılmıştır. Roma egemenliğinin Afrika kıtasının yerleşmeye en uygun alanlannda yayılmış olması dolayısıyle bunun dışındaki yerlerde önemli nüfus topluluklarının bulunamayacağı düşünülerek bu devrede Afrika nüfusunun da milyonu geçmediği tahmin edilmiştir.
Asya'ya gelince; Hıristiyanlığın ikinci yılında yapıldığı anlaşılan bir sayıma göre Çin'de 60 milyon insanın yaşadığı ileri sürülmektedir. O devirde Önemli bir uygarlık alanı olan Hindistan nüfusu hakkında ise hiçbir ipucu yoktur. Bununla birlikte, söz konusu devrede Asya nüfusunun da 100 milyonu geçmediği sanılmaktadır.
Öte yandan, Amerika ve Okyanusya ise Güney Amerika'da yer yer gelişmiş bir uygarlığa sahne olan yerler bulunmasına rağmen, çok az nüfus barındıran alanlardı. Özet olarak, Hıristiyanlığın başlannda yeryüzünde yaklaşık olarak 250 milyon kadar nüfus olduğu ve bunun da büyük bir kısmının Güneydoğu Asya'da bulunduğu söylenebilir.
M.S. 30 ile 1600 yıllan arasında yeryüzündeki nüfus durumuna ilişkin bilgiler çok az ve değişiktir. Örneğin Avrupa nüfusunun M.S. 500 ile 600 yıllan arasında 20 milyona kadar düştüğünü ileri süren, 1600 yıllarında kıta nüfusunun 100 milyona erişmiş olduğunu bildirenler vardır.Dünya nüfusunun 1650 yıllarından sonraki artışına ilişkin daha fazla bilgi olduğu için, gelişmeyi izlemek de daha kolay olmaktadır. Böylece, 1650 yılında 500 milyon dolayında olduğu sanılan dünya nüfusu 1700'de 623, 1750'de 728, 18OO'de 906 milyon olmuş., 1850'dc 1 milyar 171 milyona erişmiş, 195O'de2 milyar 400 bini aşmıştır. Görüldüğü gibi, yeryüzünde nüfus 1650-1850 tarihleri arasında bir mislinden fazla artmış; fakat artış büyük çapta Avrupa'da olmuştu. Nitekim,Avrupa 1650 yılında dünya nüfusunun yalnızca % 18.3'ünü oluştururken, 1850 yılında % 22.7'sini oluşturmuştur.
Böylece Avrupa nüfusu 1850'de 266 milyona yükselmiştir. İki yüzyıllık bir süre içinde bir buçuk misli çoğalan Avrupa nüfusu 50 yıl sonra, 1900 yılında, 401 milyona ulaşmıştır. 1940 yılında ise artışın sürmesiyle Avrupa nüfusu 543 milyonu bulmuş ve böylece dünya nüfusunun % 25'ini oluşturur duruma gelmiştir. 1950'lerde ise Avrupa'nın dünya nüfusundaki payı % 23.3''e düşmüş; buna karşılık nüfus yalnızca 16 milyon artarak 559 milyona ulaşmıştır.Tablo Tin incelenmesi dünya nüfus dağılışının gelişmesi hakkında fikir vermektedir.
Görüldüğü gibi, dünya nüfusu 1650-1950 arasındaki 300 yıllık devrede yaklaşık olarak beş misli artmıştır. Ancak, beklenildiği gibi bu artış nüfusun başlangıçta bulunduğu yerlerde olmamıştır. Nitekim 1650 yılında o devrede 545 milyon olan nüfus belli başlı kıta ya da alanlara şöyle dağılıyordu: Kuzey Amerika 1 milyon (dünya nüfusunun % 0.2'si), Orta Amerika 6 milyon (% 1.0), Güney Amerika 6 milyon (% 1.0), Avrupa 100 milyon (% 18.3), Asya 330 milyon (% 60.6), Afrika 100milyon (% 18.3), Okyanusya 2 milyon (% 0.4).1850 yılında ise, yukarıda da belirttiğimiz gibi, dünya nüusu 1 milyarı aşmış ve bunun yanı sıra nüfusun dağılışında o tarihte bile dikkat çekici özellikler meydana gelmiştir.
Söz konusu dağılış değişiminin en belirgin olanı Afrika'da nüfusun 1650 yılına göre azalmış ve buna bağlı olarak da Afrika'nın dünya nüfusundaki payının % 18.3'den % 18.1'e inmiş olmasıdır. Afrika'daki bu nüfus azalmasının 1800'lerden sonra çok yavaş bir artışa dönüştüğü görülmektedir: 185O'dc 95 milyon, 1900'de 120 milyon ve 1940'ta 157 milyon. Bu arada yeryüzünün diğer kısımlarında nüfusun çok hızlı biçimde artması bu kıtanın dünya nüfus topla-mındaki payının 1650, 1700 hatta 1750 yıllanndakinin çok altına düşmesine neden olmuştur. Öte yandan, Kuzey Amerika'nın gerek nüfus artışı, gerek dünya nüfusundaki payı dikkat çekici bir gelişme göstermiştir. 1800 yılma kadar ancak 6 milyona ulaşan bir nüfusa sahip olan bu alan, Avrupa'dan gelen göçmenlerin de katkısıyla, 1850 yılında 26 milyon, 50 yıl sonra ise üç misli artarak 1900Tde 81 milyonluk bir nüfus kitlesine erişmiştir.Dünya nüfusu ise 1825 yılında 1 milyarı bulmuştu. 1927 yılında 2 milyar oldu: Yani yaklaşık yüz yıl içinde bir misli arttı. 1960 yılında dünya nüfusunun bir milyar yeni insan kazanması için bu kez 33 yıl yetti. 1975'te, yani 15 yıl son-ra da bir yeni bir milyarlık kütle dünya nüfusuna katıldı. Görüldüğü gibi, artık nüfus artışı çok hızlı olmaktadır. Nitekim dünya nüfusu 1987'de 5 milyonu aşmıştır ve 2000'lerde ise 6 milyarı aşacağı kolaylıkla hesaplanabilin ektedir. Dünya nüfusu halen yılda 75 milyon dolayında çoğalmaktadır. 1985 yıllarında bu rakam da 100 milyonu geçmiştir.Dünya nüfusunun bu hızlı artışında sanayileşme bütünüyle ekonomik gelişme, yer yer de ona eşlik eden toplum s al-kültürel gelişme ve bunlarla sıkı sıkıya ilişkili olan beslenme koşullarının eskiye oranla daha geniş alanlarda düzeltilmesi, dolayısıyla özellikle çocuk ölümlerinin azalması (örneğin XIX. yüzyılın başında Avrupa'da süt çocukları arasında ölüm oranı %20~30 arasındayken, yüzyılın sonunda bu oran % 10'a kadar gerilemiştir) ve zamanımıza yaklaştıkça yeryüzünde yaşayanlar hakkında daha fazla bilgi edinebilme olanaklarının bulunması gibi nedenler etkili olmuştur. Özellikle 1750 ile 1850 yıllan arasında Büyük Sanayi Devrimi'nin gerçekleşmesi nüfus artışını olduğu kadar, nüfusun dağılış dokusunu da etkilemiştir. Nüfus artışı üzerindeki söz konusu etki gerek sanayide gerekse buna bağlı ulaşım, hizmetler ve de tanm başta olmak üzere, sanayiye hammadde sağlayan faaliyetlerde yaratılan işgücü olanakları, dolayısıyla çalışma alanlarının daha önceki devrelere oranla artmasıyla olmuştur.
Gerçekten, doğrudan doğruya sanayi kuruluşlarında çalişanlann yanı sıra,bu kuruluşlara hammadde sağlayan ya da hizmetler, ulaşım ve benzeri faaliyetlerde çalışanlann daha iyi yaşam koşullarına kavuşmalan, beslenme durumunda gerek sağlık alanındaki ilerlemeler, gerek ulaşım sistemleri ve uluslararası dayanışmalarla bölgesel kıtlıklara kısmen de olsa çare bulunması, çocuk ölümlerini azalttığı gibi, yaşama süresinin daha da uzamasını sağlamıştır. Salgın hastalıklar ve kötü beslenmeden ileri gelen ölüm oranlannın azalmasında tıp alanındaki gelişmelerin yanında, bütünüyle dünya tanmındaki çeşitli ve bol gıda maddeleri üretiminin artması büyük rol oynamıştır. Aslında sanayinin gelişmesi, yukanda da değindiğimiz gibi, dolaylı olarak başka ekonomik faaliyetlerin de gelişmesine yol açmıştır. Bunlann başında tanm gelir.
Bilindiği gibi, insanlann "yerleşik" duruma gelmeleriyle başlayan tarım faaliyetleri Büyük Sanayi Devrimi'ne kadar büyük çapta geçim tipi olarak, bölgesel ihtiyaçlan karşılayacak düzeyde kalmıştır. Büyük sanayinin başlangıcından itibaren hızla büyüyen hammadde ihtiyacı, gerek sanayinin ilk önce geliştiği Avrupa'da, gerekse dünyanın başka kesimlerinde, fakat özellikle Avrupalılann sızdığı alanlarda, ticarete yönelik tanm faaliyetlerinin gelişmesine yol açmıştır.
GELECEKTE NÜFUS ARTIŞI
Önceki kısımda da belirttiğimiz gibi, iktisatçıların yaptıkları hesaplara göre dünya nüfusu 2000 yıUannda 6 milyan aşacaktır. Bu 1960 yılındaki nüfusun iki misli demektir. 2000 yılında dünya nüfusunun % 65'inin Asya'da, % 15'inin Avrupa ve Rusya'da, % 15'inin Kuzey ve Güney Amerika'da, % 8'inin de Afrika'da yaşayacağı sanılmaktadır. Her gün 200.000 dolayında artan dünya nüfusunun gelecekteki artışını kuşkusuz dünya toplam nüfusu ve nüfusun dağılışı açısından olmak üzere iki yönden düşünmek gerekir. Önce dünya nüfusunun bütünüyle artışına bakacak olursak, hızlı bir artışın söz konusu olduğu açıkça görülmektedir. Öyle ki geçen yüzyıllarda % 1 olan yıllık artış temposu bu yüzyılın ortasında % 2'ye ulaşmış ve halen artmakta olarak 2000 yılına doğru da % 3'e varacağı hesaplanmaktadır.Bilindiği gibi, yeryüzünde karalar 136 milyon kilometre kare kadardır. Bu kadar arazi yaklaşık olarak bir kenarı 11.000 km uzunluğundaki bir kareye sığar. Dünyanın 1970 nüfusu esas alınırsa nüfus başına 3.7 hektar arazi düşer. 1920'de bu oran iki misli idi. Nüfus arttıkça nüfus başına düşen arazi miktarının daha da azalacağı açıktır. Kuşkusuz arazi nüfus ilişkisinde önemli olan tarıma uygun arazi oranıdır. Bu tür arazi ise çok daha azdır; nüfus başına yaklaşık 1 hektar.
Yeryüzü karalarının da % 17fsi çöller, % 12'si dağlar, % 29'u buzullar, daimi karlar-ve tundralardan oluşmuştur. Böylece karaların % 60'ına yakın bir kısmının yerleşmeye çok az uygun olduğu açıkdır. Öte yandan geriye kalan % 40'm da her yeri insanlara uygun koşullara sahip değildir. Bu konuda araştırma yapanlar genellikle yeryüzü karalarının ancak % 25'inin insanların yerleşme ve tarım yapmasına uygun olduğu görüşünde birleşmektedirler.Önceden de belirtildiği gibi, zamanımızda sanayileşme ve ona bağlı olarak çeşitli ekonomik faaliyetlerin dünyanın çeşitli bölgelerinde faaliyete geçmesi, ta-nmın entansif yapısının giderek yaygınlaşması, buna ek olarak da doğumların yeryüzünün hâlâ geniş alanlarında fazla olması nüfus artışının başlıca nedenleridir. Fakat olaya yakından bakılınca, başka kelimelerle nüfus artışının coğrafi yönüne bakılınca, yeryüzünün bazı kesimlerinde nüfusun hızla arttığı, buna karşılık bazı kesimlerinde artış hızının daha yavaş olduğu gözlenir. Bilindiği gibi, modern devirlerde yeryüzünde nüfusun ilk olarak hızla artmaya başladığı alanlar büyük sanayi faaliyetlerinin gelişmesinde öncülük eden yerlerdir. Daha sonraları büyük sanayi ülkeleri, büyük siyasal güçler ya da gelişmiş ülkeler olarak anılan yerlerde nüfus artış hızı ağırlaşmaya başlamıştır.
Buna karşılık, sözü edilen gelişmiş ülkelerin gelişmesinde gerek hammadde gerek işçi ve gerekse pazar sağlama yoluyla büyük rol oynayan, çoğu eski sömürgeler olan ve bugün "gelişmekte olan ülkeler" adıyla anılan alanlarda nüfus artış eğilimi gelecek yıllarda büyük artışlar bekleneceği izlenimini vermektedir.
Gerçekten, gelişmiş ülkelerde adeta gelişmeye paralel olarak yayılan doğum kontrolü uygulamaları buralarda nüfus artış hızının belirli bir şekilde düşmesine neden olmaktadır. Buna karşılık, gelişmekte olan ülkelerde sanayileşme ve tarımdaki gelişmeler nüfus artışının hızlanmasına yol açmaktadır. Örneğin dünyanın yoğun nüfuslu bölgelerinin başında gelen Doğu ve Güneydoğu Asya bu durumdadır.
Genel olarak Lâtin Amerika, Afrika ve Asya (Japonya ve Rusya dışında) ülkelerinde yıllık nüfus artışı % 2'nin üzerindedir. Gelişmiş ülkelerde ise nüfus artışı % î dolayındadır. Olayın ilginç bir yönü de nüfusu hızla artan ülkelerin tümünün dünya gayri safı millî hasılasının (GSMH) % 20'sini oluşturmasıdır. Bugün gelişmekte olan ülkelerde birbakıma Avrupa ve Kuzey Amerika'nın sanayileşme ve şehirleşme çağının başlangıcındaki devre yaşanmaktadır. Böylece gerek doğum gerekse ölüm oranlan yüksektir.
Ancak ekonomik ve sosyal koşulların düzeltilmesi yolundaki çabalar buralarda ölüm oranlarını yer yer hissedilir derecede azaltmaktadır. Öte yandan, gelişmekte olan ülkelerin büyük bir kısmında geniş nüfus kitlelerinin bulunuşu gelecekte nüfus artışının izleyeceği eğilimin Avrupa ve Kuzey Ameri-ka'dakinden farklı olacağını göstermektedir. Bunda, doğum kontrolünün sosyal farklılık nedeniyle uygulanmasındaki güçlük dışında.
Doğu ve Güneydoğu Asya'da gerçekleşmekte olan nüfus artışının yoğun bir nüfus temeline dayanması, başka kelimelerle sanayileşmeyi izleyen nüfus artışına Avrupa'nın yüz milyon dolayında bir nüfus miktarıyla girmesine karşılık, Doğu ve Güneydoğu Asya'nın yaklaşık olarak yeryüzü nüfusunun yansına yakın bir miktarıyla girmesi başlıca etkendir.

  ©COĞRAFYA DERSİ - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo